Faiz dışı fazlada % 3.7 yeterli ama...
14.06.2004
E-Posta: oguz.buktel@cnbce.comDeutsche Bank (DB) 8 Haziran tarihli raporunda detaylı bir modelle Türkiye'nin borçluluğunda bugün gelinen durumu, borcun sürdürülebilirliği ve finansman durumunu analiz ederek çok önemli saptamalarda bulunuyor

Oğuz Büktel
* Türkiye'nin borç profili 2001'den bu yana hızla düzeldi, borcun ortalama vadesi 7.7 aydan 15.3 aya yükselirken, borcun milli gelire oranı yüzde 100'den yüzde 77'ye geriledi.
* Bundan sonrası için temel senaryoda 10 yıl boyunca yüzde 4.1 ortalama yıllık büyüme, yıllık yüzde 10 reel faiz (özellikle programın başarıyla uygulanması halinde ileriki yıllarda çok muhafazakar bir tahmin), 2004 sonu için 1 milyon 600 bin lira dolar kuru ve ondan sonra satın alma gücünün korunacağı (enflasyon farklarına paralel bir kur artışı) varsayımları yapılmış.
* Bu varsayımlar altında Türkiye'nin kamu borç stoku/milli gelir oranını yüzde 64'de tutması için tutturması gereken asgari faiz dışı fazla/milli gelir oranı yüzde 3.7 hesaplanıyor. Mart 2003'te bu analizi yapan DB'ın hesabına göre bu oranı yüzde 80'de tutmak için gereken faiz dışı fazla/milli gelir oranı yüzde 4.5 idi.
Farklı şokların borç stokuna etkileri
Raporda mevcut iç borç yapısının bir takım şoklara hassasiyeti ölçülmüş ve kurdaki şokların reel faizdeki şoklara göre borç yapısına etkisinin daha sınırlı olduğu görülmüş. Reel faizin kalıcı olarak yüzde 10 artması iki yıl sonraki borç stokuna 3.5 puan yükseltirken, yüzde lO'luk kalıcı kur artışı borç stokuna iki yıl sonunda sadece 0.4 puan olumsuz etki yapıyor.
Peki neden yüzde 6.5
Bütün bu rakamları görünce akla hemen IMF'nin neden yüzde 6.5'ta ısrar ettiği sorusu geliyor. Bunun cevabını rapor şöyle vermiş :
"Yüzde 3.7 oranına rağmen hükümetin, borcun vadesinin kısa olması ve yapısı gereği dışsal şoklara hassas olması nedeniyle yüzde 6'nın üzerinde bir faiz dışı fazla hedeflemesi gerektiğini düşünüyoruz."
DB raporun genel yorum bölümünde Türkiye'nin 2004 ve 2005'de dış finansman ihtiyacı olacağını ve IMF ile yeni bir stand-by anlaşması yapması gerektiği vurgulanıyor. Özelleştirme konusunda da mutlaka daha fazla çalışma yapılması gerektiğinin üzerinde duruluyor.
Türkiye'de enflasyonun açıklanması ertelense ne olurdu?
Son aylarda piyasalarımız ABD verilerini çok yakından takip eder olmuştu ya, bu hafta ilginç bir sürpriz gerçekleşti, ABD toptan eşya enflasyonunun (üretici fiyatları endeksi) açıklanması teknik nedenlerle ertelendi. Kısa bir an düşündük, acaba DİE bir açıklama yapıp enflasyonu birkaç gün geç açıklayacağız dese ne olurdu?
İkinci çeyrekte hızlı büyüme mi?
Sanayi üretimi Nisan ayında da geçen yıla oranla yüzde 16.5 arttı, rakamlar Mart ayı için yüzde 16.5, Şubat için yüzde 17 ve Ocak ayı için yüzde 7.4 idi. Yılın ilk çeyreği büyüme için olumlu geçti derken ikinci çeyrek için de sinyaller pozitif. Kur ve faiz artışı ardından Mayıs ayında otomotiv sektörü yine rekorlar kırdı, CNBC-e tüketim endekslerinde de hızlı artışlar görüldü. Tahminimiz yaşanan faiz ve kur artışı henüz fiyatlara ve maliyetlere yansımadan talebin kısmen de öne çekilerek tüketimin artmış olması.
0 yorum:
Yorum Gönder