Oğuz Büktel
  • Home
  • Business
    • Internet
    • Market
    • Stock
  • Parent Category
    • Child Category 1
      • Sub Child Category 1
      • Sub Child Category 2
      • Sub Child Category 3
    • Child Category 2
    • Child Category 3
    • Child Category 4
  • Featured
  • Health
    • Childcare
    • Doctors
  • Home
  • Business
    • Internet
    • Market
    • Stock
  • Downloads
    • Dvd
    • Games
    • Software
      • Office
  • Parent Category
    • Child Category 1
      • Sub Child Category 1
      • Sub Child Category 2
      • Sub Child Category 3
    • Child Category 2
    • Child Category 3
    • Child Category 4
  • Featured
  • Health
    • Childcare
    • Doctors
  • Uncategorized

14 Kasım 2013 Perşembe

CNBC-e - İlkbahar 2004 İlhan Kesici - Gözden Geçirme - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     14:27     2004, CNBC-e, TV, Video, Youtube     No comments   

Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

CNBC-e 9 Nisan 2013 2013 'Faizde 50 bp indirim fiyatlanıyor' - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     14:24     2013, Burgan Portföy, CNBC-e, TV     No comments   

09.04.2013 10:46 TSİ - Berfu Güven

'Faizde 50 bp indirim fiyatlanıyor'


Geri Sayım'a konuk olan Burgan Portföy Yönetimi Genel Müdürü Oğuz Büktel'in yanı sıra
Finansbank - Trader Önder Türker ve ING Bank Başekonomisti Sengül Dağdeviren de telefon bağlantısıyla katıldılar.
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

CNBC-e 9 Nisan 2013 2013 - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     14:22     2013, Borsa, CNBC-e, TV     No comments   

09.04.2013 11:04 TSİ - Berfu Güven

BIST'te ilk hedef 90 bin


Burgan Portföy Yönetimi Genel Müdürü Oğuz Büktel'in konuk olduğu ve FinansInvest Yatırım Danışmanlığı Yönetmeni Serhan Yenigün ile A Yatırım Vadeli İşlemler Müdürü Nuri Sevgen'in de telefonla bağlandığı Geri Sayım'da BIST'e ilişkin yorumlar alınıyor.
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

CNBC-e 6 Kasım 2013 Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     14:20     2013, Borsa, Burgan Portföy, TV     No comments   

06.11.2013 11:40 TSİ

'Portföylerde banka hissesi bulunsun'


Burgan Portföy Yönetimi Genel Müdürü Oğuz Büktel, 'Yatırımcı ne yapsın?' sorusunu yanıtladı.
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

12 Kasım 2013 Salı

Yolu tıkayan kim? - 23 Ağustos 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:50     2000, Faiz, NTVMSNBC, Piyasa     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/25600.asp

Güncelleme: 13:15 TS 12 Eyl., 2000
Yolu tıkayan kim?
Türkiye’nin önü açık. Arabalar hızlı gidebiliyor, yol zaman zaman çukurlu da olsa dikkatli sürüşle hızlı gitmeye müsait. Yeter ki politikacılar sağda durup yolu tıkamasın.
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Enflasyon: Asıl suçlu sivribiber değil taze fasulye!! - 4 Ağustos 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:43     2000, Enflasyon, NTVMSNBC     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/21859.asp

Güncelleme: 13:15 TS 12 Eyl., 2000
Oğuz Büktel
Enflasyon: Asıl suçlu sivribiber değil taze fasulye!!
Kur artışlarının baskı altında tutulduğu bir ortamda eğer çekirdek enflasyon kırılamazsa, kurların bant içerisinde oynayacağı ve serbest kalacağı dönemlerde, enflasyonist baskıların artması beklenebilir.
Oğuz Büktel
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Carlo buraya, yumruk havaya - 10 Haziran 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:41     2000, IMF, NTVMSNBC, Tarım     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/10665.asp

Güncelleme: 16:02 TS 18 Haz., 2000
Carlo buraya, yumruk havaya
Sevindim, çünkü, sabit gelirli milyonlarca insanın fedakarlığına çiftçilerimiz de katılacak, belki zorunlu olarak, ama bu program başarılı olursa bundan en çok kazançlı çıkacak olanlar da sabit gelirliler, çiftçiler ve işçiler.
Oğuz Büktel


Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Enflasyon; kısa vadeli düşünenlere kısa ömürlü bir yazı - 3 Haziran 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:31     2000, Enflasyon, NTVMSNBC     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/9178.asp
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Telekom’u kaça satacağız? 20 Mayıs 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:30     2000, Hisse Değerleme, NTVMSNBC, Özelleştirme, Telekom, Turkcell     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/6373.asp

Güncelleme: 20:17 TS 10 Haz., 2000
Oğuz Büktel
Telekom’u kaça satacağız?
20 milyon telefon abonesi, tüm telefon ve kablo altyapısı, 3.5 milyar dolar cirosu, 1 milyar doların üzerinde karı olan bir şirket ne kadar eder acaba? En az 18.5 milyar dolar...
Oğuz Büktel

20 Mayıs—  Hayırlısıyla GSM’yi sattık, sıra Telekom’da. Konuyla yakından uzaktan ilgili herkesin bildiği gibi, bu aralar Türk Telekom’un yüzde 20 hissesinin satışıyla ilgili ilanlar yayınlanacak ve ekonomik istikrar programımızın gelir kalemlerinden önemli birinin daha hayata geçirilmesinde ilk adımı atacağız.

Peki, kaça satacağız, alan ortağın yönetime katılımı ne olacak, değerleme kriterleri ne olacak, içindeki GSM 1800’ü nasıl değerlendireceğiz, üstelik henüz parası ödenmemişken.
     
BİR DEV NE KADAR EDER ACABA?
       
İş Bankası - Telecom Italia konsorsiyumu, sadece bir lisans alımı için 3 milyar doları gözden çıkarmışken, 20 milyon telefon abonesi, 1 milyona yakın kablo TV abonesi, tüm telefon ve kablo altyapısı, 3.5 milyar dolar cirosu, 1 milyar doların üzerinde karı (tahmini rakamlar) olan bir şirket ne kadar eder acaba.
       Yoksa bütün bunların yanısıra asıl önemli olan mevcut yapı değil de, gelecekteki büyüme potansiyeli ve yeni ekonomide Türk Telekom’un oynayacağı rol mü?
       
TURKCELL 20-25 MİLYAR DOLARSA
       
Öte yandan önümüzdeki aylarda halka arz edilecek Turkcell’e yaklaşık 20-25 milyar dolar değer biçilirken, bizim Telekom’umuz bunun altında mı kalacak.
       Size bir süre önce Demir Yatırım Araştırma Bölümü’nün yazdığı bir rapordaki bazı tablolardan bahsetmek ve buna göre Türk Telekom’a biçilebilecek değer hakkında fikir cimnastiği yapmak istiyorum.
       Raporda ilgimi çeken ve özelleştirme değerine baz alınabilecek, en azından bir fikir yürütmemizi sağlayacak tablo ise şöyle:

Tablo
     
       Tabloda, 1996-1998 yılları arasında özelleştirilmiş bulunan bazı gelişmekte olan ülkeler telekom şirketlerinin girişimci değerleri ve hat sayıları verilmekte. Girişimci değeri o şirketin satış bedelinden elindeki nakdin düşülmesi ve finansal borçlarının eklenmesiyle hesaplanıyor. Bu sayede şirketleri birbirleriyle daha sağlıklı bir şekilde kıyaslamak mümkün oluyor.
       Örneğin, aynı özelleştirme değerine sahip iki şirketin biri 1 milyar dolar daha fazla borçluysa, o şirkete ödenen girişimci değeri daha fazla oluyor, bu da şirketin borçsuz halinin diğerinden daha fazla olduğunu gösteriyor.
     
ŞİRKETLERİ KARŞILAŞTIRALIM
       
En ucuz özelleştirme Güney Kore’de, en pahalı özelleştirme ise Macaristan’da 

       Girişimci değerlerini hat sayılarına bölerek hesaplanan, tablonun son sütununda verilen değer sayesinde ise farklı büyüklüklerdeki (hat sayısı bazında) şirketleri birbirleriyle kıyaslayabileceğimiz bir rakam ortaya çıkıyor.
       Buna göre en ucuz özelleştirme Güney Kore’de, en pahalı özelleştirme ise Macaristan’da gerçekleştirilmiş. Tabii bu rakamlardaki farklılık, özelleştirme şartlarının farklı olmasından kaynaklanabilir. Şöyle ki, azınlık hissesi satışı ise çoğunluk hissesi satışı arasında, Ya da stratejik ortaklıkla, verimsiz bir KİT satışı arasında büyük farklılıklar olabilir.
       Ancak son satırda aldığımız ortalama rakam olan 995 dolar bize yine de iyi bir fikir verebilecek bir rakamdır. Buna göre biz eğer Telekom’u satacaksak, bu rakam civarında bir Girişimci değeri / Hat sayısı rakamını kullanabiliz Değerlendirmenin kriterini belirledikten sonra ikinci adıma, yani toplam değere geçelim. 
     
EN AZ 18.5 MİLYAR DOLAR
       
Şirketin borçları çıkarıldıktan sonra kalacağı tahmin edilen değer ise 20.5 milyar dolar. 

       Elde ettiğimiz 995 dolarlık değeri Türk Telekom’un mevcut 20 milyon hat rakamı ile çarparsak, Türk Telekom’un girişimci değerini, yani nakit pozisyonu çıkarıldıktan sonraki değerini yaklaşık 19.9 milyar dolar olarak buluyoruz.
       Bu değere şirketin borçları çıkarıldıktan sonra kalacağı tahmin edilen (1999 sonu tahmini rakam) yaklaşık 600 milyon doların eklenmesi halinde ulaşılan değer ise 20.5 milyar dolar.
       Ancak hesaplamayı yaparken gözönüne almamız gereken bir faktör var, o da 995 dolarlık ortalama birim değerin, GSM’nin yaygınlaşması öncesi özelleştirilen şirket değerlerine göre hesaplanması. GSM’nin bu hızla yaygınlaşmasının telekom şirketlerinin değeri üzerinde olumsuz bir etki yaptığı varsayımını doğru kabul edersek, 20.5 milyar dolarlık bu rakamın biraz iskonto edilmesi gereği ortaya çıkıyor. Kullanılacak iskonto oranının yüzde 10 olması halinde ulaşılacak değer ise yaklaşık 18.5 milyar dolara denk gelmekte.
     
YÜZDE 20’Sİ DE İYİ TUTAR
       
Bu iskonto oranı artırılabilir de. Ancak bu rakam ya da biraz altındaki bir rakam bile fena durmuyor. Yüzde 20’si ise 3.7 milyar dolar, ülkemiz için oldukça iyi bir meblağ. Üstelik, bu değerin içerisinde kablo TV şebekesi, ve internet alanındaki çalışmalar katılmamış durumda..
       Şimdi diyeceksiniz ki, bu ne biçim bir değerleme, her şey varsayımlar üzerine kuruluyor, eee zaten her şirketin tek ve kabul görmüş bir değeri olsa sermaye piyasasındaki hangi yatırımcı şirketlerin genel ekonomik performansı dışında para kazanabilirdi.

Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Tarımsal üretimin dayanılmaz hafifliği - 17 Haziran 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:27     2000, NTVMSNBC, Tarım     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/12007.asp

Güncelleme: 16:02 TS 12 Tem., 2000
Tarımsal üretimin dayanılmaz hafifliği
1997 yılında tarım sektörüne yapılan toplam transferin yüzde 85’ini tüketiciler doğrudan, kalan kısmını ise vergi veren namuslu, şerefli Türk vatandaşları adına devlet ödemiş.
Oğuz Büktel
17 Haziran—  Tarımla başladık, devam edelim. Geçen hafta açıklanan tarım fiyatlarıyla birlikte, çiftçi kesimi temsilcileri haklı olarak isyan ettiler. Ancak, çoğu ekonomist gibi ben de, tarım sektörüne yapılan sübvansiyonların ekonominin sırtında ağır bir yük oluşturduğu (ne yazık ki) görüşümü devam ettiriyorum.

Bu haftaki yazımda biraz daha rakamsal ağırlıklı ve de gerçekten ağır bir yazı yazmayı düşündüm. Sağolsun internet ve ekonomi bürokrasisi, Devlet Planlama Teşkilatı DPT’nin sitesinde mevcut bir raporu baz alarak bir şeyler karalama fırsatı buldum.
       İlk tablomuz ve konu başlığımız, tarımın ekonomideki payı üzerine olacak. DPT raporuna göre, Tarımın GSYİH içindeki payı 1980 yılında yüzde 26 seviyesinde iken, 1997 yılında yüzde 14.5’e gerilemiş. Aynı dönemde büyüme rakamlarına bakıldığında, tarımın 17 yılda yüzde 23 büyümesine karşılık, tarım dışı sektörlerin büyümesi yüzde 155 olmuş.
     
TARIMIN ÜRETİMDE PAYI DÜŞÜYOR
       Tarımın ihracattaki payı ise aynı dönemde, yüzde 57’den, yüzde 10.3’e düşmüş. Ancak 1997 yılında, Gıda Sanayii ihracatının (işlenmiş gıda) toplam ihracattaki yüzde 12 payını da katarsak, sektörün payı yüzde 22.3 düzeyinde.
       Tarım sektörünün, toplam üretimdeki payı hızla azalırken, tarım sektöründe istihdam edilenlerin toplam istihdama oranındaki düşüş çok daha yavaş gerçekleşmiş ve yüzde 62.5’den yüzde 42’ye inmiş


     
       Yine DPT raporundan aldığım diğer bir şık tablo ise tarıma yapılan transferlerle ilgili. Bu tablo daha da ilginç ve hepimizi yakından ilgilendiriyor. Çünkü bu tabloda tarıma yapılan transferlerin iki yönü mevcut :
       1- Bütçe’den yapılan transferler : Tarıma yapılan sübvansiyonlar
       2- Tüketicilerden transferler : Bu çok ilginç, bizim ekmeklik buğdaya ödediğimiz fiyatla, eğer bu ekmeği dünya fiyatlarıyla üretseydik ödeyeceğimiz fiyat arasındaki fark, doğrudan tüketicinin cebinden çıkıyor (enflasyona yansımasa helal olsun, daha çok verelim diyeceğim)
       3- Bütçeye sağlanan kaynak : Bu biraz ters geliyor, şöyle bir örnekle açıklamak istiyorum. Devlet 10 milyarlık traktörün (gübre de olabilir) üzerine 5 milyar ithalat vergisi koyuyor, bunu ithal eden firma 15’e köylüye satarken, devlet bunun 8 milyarını kendisi ödüyor.
       Sonuç 8 milyar sübvansiyon, ama bunun 5 milyarlık kısmını mahsup ediyoruz, net üç milyar. Bu işlem netleştirme için yapılıyor.


       Tablodan anlaşılan şu, tarım sektörüne yapılan toplam transferin 1997 yılında yüzde 85’ini tüketiciler doğrudan, kalan kısmını ise vergi veren namuslu, şerefli Türk vatandaşları adına devlet ödemiş. Bu rakamların ekonomik büyüklük içerisindeki payı ise 1997’de ise yüzde 7.6 civarında.
       Tarımda fiili olarak destekleme alımı TMO, TEKEL ve Şeker Fabrikaları tarafından yapılıyor. Girdi sübvansiyonu olarak tanımlanan ve üretim aşamasında verilen destekler ise Gübre Sübvansiyonu, Süt Üretimini Teşvik Primi, Zirai İlaç Desteği ve Tohumluk ve Fidan Primi gibi alanlarda yapılıyor. Tarım sektörüne yapılan toplam aktarımların yıllara göre grafiği ise şöyle:


       Görüldüğü gibi kaynak 1998 yılında doruğa çıktıktan sonra, 1999’da biraz gerilemiş, bu yıl ise verilen fiyatla dolar bazında yüzde 20’ye yakın bir azalma tahmin ediliyor. 2000 yılı projeksiyonu şöyle :


       Sonuç olarak :
       Tarım sektörüne yapılan sübvansiyonlar ne yazık ki, iki türlü enflasyonist baskı yapmakta. Kaynak aktarımı sadece bütçeden değil, tüketiciden de olmakta, iki yoldan enflasyonla sonuçlanmakta.
     
ÇİFTÇİNİN REEL GELİRİ AZALIYOR
       Aktarılan kaynağın çoğu çiftçilerin eline geçmediğinden, hem çiftçinin reel geliri azalıyor, hem de sübvansiyonlarla hedeflenen sonuçlara ulaşılamıyor. Tarımsal üretimin gerilemesi ve verimlilik artışı sağlanamaması sonucunda, bundan sonrası içinde bu sistemle bir yere gidilmesi ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.
       Harcanan kaynak doğrudan gelir desteği, ya da verimlilik artışı gibi projelerde kullanılabilse, hem birim alana ve kişiye düşen üretim artabilir, hem de çiftçinin gelir düzeyi.
       Üstelik, enflasyon gibi ağır bir maliyetle karşılaşmadan...
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Risk sermayesi... 2 Temmuz 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:24     2000, NTVMSNBC, Risk Sermayesi     No comments   



Güncelleme: 16:02 TS 12 Tem., 2000
Risk sermayesi...
Bu yazıda risk sermayesi alanında kavramların ne anlama geldiğini ve dünyada bu alanda son yıllarda kaydedilen gelişmeleri anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz bu aralar yeni kurulan risk sermayesi şirketleri halka açılmayı planlıyorlar.
Oğuz Büktel
2 Temmuz—  Son yıllarda finans dünyasında sıkça konuşulan bazı kavramlar var. “Venture Capital”, “Private Equity” gibi. Bu kavramlar çoğunlukla İngilizce halleriyle kullanılıyorlar ve gerçekten bu kavramlardan, ya da kavramların arkasındaki olgulardan yararlanacak bir çok kişi bunların ne anlama geldiğini detaylarıyla bilmiyor. Finansçıların çoğu bu kavramları ya da Türkçe karşılıklarını kullanırken bilinçli - bilinçsiz bir şekilde içlerini doldurmuyorlar.


Bu yazımda elimden geldiğince bu kavramların ne anlama geldiğini ve dünyada bu alanda son yıllarda kaydedilen gelişmeleri anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz bu aralar bazı bankalar ve aracı kurumların önceliğinde kurulacak, ya da kurulan risk sermayesi şirketleri halka açılmayı planlıyorlar.
       Venture Capital, ya da Türkçe anlamıyla risk sermayesi, gelişmekte olan ve belli ölçülerde riskli bir sektör veya iş alanında faaliyet gösteren, parlak ve geleceği olan fikirlere sahip ancak işini geliştirmek için yeterli sermayeye sahip olmayan girişimcilere sağlanan başlangıç sermayesi olarak tanımlanabilir.
       İŞİN BABASI ROCKEFELLER
       Risk sermayesinin babası ise, 1930’lu yıllarda ticari havacılık işinde büyük gelecek gören ve bu alandaki birkaç küçük girişimciye destek sağlayan Amerikalı ünlü işadamı L. Rockefeller. Rockefeller’in destek olduğu bir çok şirkette ilk olmanın faydalarını fazlasıyla gördüğü ve sahip olduğu servetin önemli bir kısmını da buna borçlu olduğu söyleniyor. Risk sermayesinin son yıllarda gösterdiği hızlı gelişim ise başları döndürüyor.
       Sadece A.B.D.’de 1999 yılında risk sermayesi yoluyla sağlanan fon miktarı yüzde 150 artışla 48 milyar dolara ulaşmış durumda. Avrupa bu alanda henüz geriden gelmekte. Sağlanan fon miktarı yüzde 20 artarak 18 milyar dolara ulaşmış.
       Parlak fikirlerin havada uçuştuğu Asya’da ise sağlanan risk sermayesi 6 milyar dolar düzeyinde. Global ekonominin rakamlarına bakıldığında sağlanan fonlar küçük gibi görünmekle birlikte, yeni kurulmakta olan küçük şirketlere yapıldığı ve gelişme potansiyellerinin ne kadar fazla olduğu düşünüldüğünde, rakamın önemi anlaşılabilir.
     
5 AŞAMALI SENARYO
       Tabii, bu fonları en çok çeken şirketler ise günümüzün yine İngilizce moda deyişiyle “dot-com”, yani internet ve yeni ekonomi şirketleri . Son haftalarda hisseleri çalkalansa bile bu sektörlerin yatırımcılarının ne kadar para kazandığı da herkesin malumu. Risk sermayesi alanında yaşanan senaryo ise genellikle şu şekilde gerçekleşiyor:
       1. Öncelikle melek yatırımcı -angel investor- diye nitelenen ve genelde zengin yatırımcılar (tüzel kişiler değil) yeni iş kuranları ve parlak fikirleri tohum parası -seed money diye tanımlanan başlangıç sermayesiyle destekliyorlar.
       2. Fikir aşamasından uygulama alanına geçecek olan yeni şirket, ikincil sermayeye ihtiyaç duyuyor. Bu esnada devreye genelde risk sermayesi giriyor. Bu fonlara ise “early-stage capital” deniyor.
       3. Artık faaliyete geçen şirket büyüme alanında daha fazla sermayeye ihtiyaç duyuyor. Bu aşamada ise büyüme sermayesi -expansion capital- devreye giriyor.
       4. Bundan sonraki aşamada büyümeye devam eden şirket, ihtiyaç duyduğu net çalışma sermayesini ve yatırım ihtiyaçlarını, ya değişim sermayesi -replacement capital- yani ortak değişimi yoluyla ya da birincil halka arz -initial public offering- yoluyla sağlıyor.
       5. Bu esnadan sonra risk sermayesini sağlayan “melek yatırımcı”, risk sermayesi sahibi yatırımlarının fikir sahibi de fikrinin karşılığını almaya başlıyorlar. Belli oranda bir riske ve fikre yatırım yapmanın sonucunda ya borsada sağlanan hızlı değer artışıyla net varlıklarını, “zenginliklerini” artırıyorlar, ya da hisselerini blok satış yoluyla satarak net bir kar elde ediyorlar.
       Tabii adı üstünde risk sermayesinde yatırdığınız fonları kaybetme ihtimalinizde var. Buna da “writeoff” deniyor, yani defteri kapıyorsunuz. Bunu önlemek için ise risk sermayesini sağlayan, tüzel kişiliğe sahip fonlar ve yatırım bankaları, finansman modelleri ve detaylı bütçelerle gelişimi sürekli takip ediyorlar.
       Yönetim kurullarında ve şirket içi yapılanmada söz sahibi oluyorlar. Çünkü girişimci olup fikri ileri sürenlerin kaybedecekleri sadece hayalleri var, risk sermayedarlarının ise paraları.
       

     
       
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Sahibinden emsalsiz Grand Cherokee 1999 - 12 Eylül 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:23     1999, NTVMSNBC, Vergi     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/29757.asp

Güncelleme: 10:29 TS 29 Eyl., 2000
Sahibinden emsalsiz Grand Cherokee 1999
50 bin dolara alınan ciplerin sahipleri bile, ayda 100 milyon liralık benzin parasından kaçıyor. Belki bunlar çok azınlıkta, ancak geçen gün basına yansıyan istatistiklere göre, tüplü araçların sayısı 800 bine ulaşmış durumda.
Oğuz Büktel
12 Eylül—  Siyah, makam arabası... 40.000 km, full aksesuar... Buzdolabı, 12’li CD çalar, “şipidaklı (Schiebedach!)”... Özel koruyucu tampon, yan basamak... V8-300 küsur beygir, DVD sistem... 50,000 $... LPG’li...

Evet, LPG’li. Km’de sadece 25.000 TL yakıyor. Benzin parasını dert etmeyin. Ayda 2.000 km kullansanız, 100 milyon lira tasarrufunuz var. 3 sene kullansanız, acaip kardasınız, ayda 150 dolardan tamı tamına 5.400 $. 
       Araba neredeyse bedavaya gelir...
       Son günlerin sıcak konusu LPG’nin araçlarda kullanımı. Mutfaklarda kullanımı nedeniyle yıllar boyu, akaryakıt ve benzeri petrol ürünlerinde uygulanan yüksek oranlı vergilerin, likit petrol gazı olarak adlandırılan LPG’de uygulanmaması ve ardından araçlara kullanımın giderek yaygınlaşması, sağlanan sübvansiyonların asıl amacından uzaklaşmasına neden oldu. 
       50 bin dolara alınan ciplerin sahipleri bile, ayda 100 milyon liralık benzin parasından kaçıyor. Belki bunlar çok azınlıkta, ancak geçen gün basına yansıyan istatistiklere göre, tüplü araçların sayısı 800 bine ulaşmış durumda. 
       
TAKSİ BAŞINA 60 MİLYON SÜBVANSİYON
       Bunların 170 bini ise ticari araçmış. Kaba bir hesap yapsak, 170 bin taksinin ayda 3.000 km (en az) yaptığını varsayabiliriz. Benzinle şehir içinde kilometre başına 70 bin lira yakan bir araç, tüple 30 bin lira yaksa, kazanç ayda (40.000 TL/km x 3.000 km=120,000,000 TL) eder. Evet, 120 milyon lira...
       Bunun yarısı (bu kadar değildir ya) verimlilik artışından olsa, 60 milyon lira taksi başına bizim cebimizden devlet sübvanse ediyor demektir. Bu da sırf ticari araçlarda (60 milyon TL x 170,000 araç) ayda 10.2 trilyon lira, yılda ise 122.4 trilyon lira demektir. 
       Ticari araçlar ise taksimetre ücretlerini benzin fiyatlarına göre belirler, benzin fiyatları artıp da, taksimetre fiyatları düzenlenmediğinde eylem yapar, buna karşılık çoğu götürü usulde vergiye tabii olup, bir taksinin yıllık ödediği vergi, bir memurun aylık ödediği miktarı bile bulmaz. 
       Gerçi taksi soförlerinin çoğunluğu aracı kiralar, ya da plakayı, paranın çoğunu taksi baronlarına verir, o da işin başka boyutu...
       Asıl vahim tablo ise diğer araçlarda ortaya çıkıyor. Yine medyada yer alan rakamlara göre 630 bin tüplü araç dolaşıyor. Bunların ayda 1.500 km yaptıklarını varsayalım. Aynı yönteme göre kilometre başına başına 40.000 TL x 1.500 km = 60.000.000 TL eder. Bunun yarısını devlet sübvanse ediyor olsun. 
       
VERGİ KAYBI YARIM MİLYAR DOLAR
       30.000.000 TL x 630.000 araç = 18.9 trilyon TL ayda. Yıllık rakam ise, 226.8 trilyon lira. 
       Genel toplam alırsak 800 bin aracın devlete vergi kaybı 350 trilyon, yani yarım milyar doların biraz üzerinde. Az rakam mı?
       Biz, millet olarak maalesef böyleyiz, kendimize yontmayı seviyoruz. Milyarlar kazanalım, ama vergi vermeyelim. Trafik polisi durdurur, suçumuz sabit, ’17 milyon lira yerine, 5 milyon verelim de kurtaralım’ın yolunu ararız. 
       Ayda 300 milyon lira maaş alanın cebinde cep telefonu, işyerinden, evinden sürekli cep telefonuyla konuşur, ayda 80-100 milyon lira telefon faturası öder, yılda bir kere devlet 15 milyon lira vergi alınca basbas bağırır, başta medyadaki anlı şanlı isimler, ayda 15-50.000 dolar arası para kazananlar...
       
PES DOĞRUSU...
       Bu ülke tarihinin en büyük felaketlerinden birini geçirmiş, tarihinin en önemli ve belki de son şansı olan bir ekonomik programı uyguluyor, milletçe fedakarlık etmemiz gerekiyor, en azından çocuklarımızın geleceği için, ama milyarlarca lira para kazanan, 50 milyon lira vergi veren işadamlarımız altlarında verdikleri yıllık verginin 100 katına denk gelen değerde ciplerle dolaşırken, sürekli cep telefonu vergisine itiraz, bir de üstüne üstlük devletin akaryakıttan alınan vergilerden de kaçma peşinde olunca, pes doğrusu demek kalıyor sadece...
       Tabii, LPG havayı daha az kirletiyor olabilir, destek sağlanabilir, ama bu bilimsel bir tartışma konusudur. Devletin uygulamanın başında önlem alması gerekirdi bu da doğru, ama geç de olsa alınacak bir önlemi desteklemek de hepimizin yararına olacaktır. 
       Bu arada, hatırlıyor musunuz, serbest meslek sahiplerinin yıllık ödedikleri ortalama vergi kaç paraydı?..
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

USGAABS Endikatörü - 23 Eylül 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     12:22     2000, Borsa, NTVMSNBC, Yatırım Stratejisi     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/32362.asp

USGAABS Endikatörü
Yaklaşık 12 yıldır bu işin içerisindeyim, öğrendiğim en önemli şeylerden biri USGAABS adıyla tanımlanan ve artık Türkiye’de de kabul gören bir endikatördür.
Oğuz Büktel
23 Eylül—  Sabrın sonu selamettir. Borsada kazanmaya mahkumsunuz, yeter ki, önce borsada oynama deyimini kullanmayın. Yaklaşık 12 yıldır bu işin içerisindeyim, öğrendiğim en önemli şeylerden biri USGAABS adıyla tanımlanan ve artık Türkiye’de de kabul gören bir endikatördür.
Teknik analize aşina olanlar bilirler, MACD, RSI, hareketli ortalamalar gibi çeşitli endikatörler, zaman zaman borsanın yönü konusunda uzmanlara ve yatırımcılara önemli sinyaller verirler. İşte USGAABS endikatörü de, genelde artık borsanın çıkış trendinin bittiğini gösteren ve küçük yatırımcıların büyük yatırımcıların ellerindeki hisse senetlerini almaya başlayacakları dönemin başında çok kuvvetli sinyaller veren ve mutlaka yakından takip edilmesi gereken önemli bir endikatör. İşin ilginç yanı bu endikatörden sinyal almak için bilgisayara bile ihtiyaç olmaması.
       Gerçi internet ve mobil telefon gibi yeni ekonominin önemli unsurları bu endikatörün kullanımını yaygınlaştırdılar son yıllarda, ama bilgisayara ihtiyacınız gerçekten yok. Yalnız, hatırlatmam gereken bir nokta var, o da bu endikatörün sinyallerini sadece konuyla ilgili profesyonellere vermesi.
       Şimdi endikatörün açılımını vermek istiyorum. USGAABS aşağıdaki kelimelerin baş harflerinden oluşan bir endikatör.
       (U) zun
       (S) üredir
       (G) örüşmediğiniz
       (A) rkadaşlarınızın
       (A) rayıpta
       (B) orsayı
       (S) orması
       
Gerçi profesyoneller arasında farklı uygulamalar var, örneğin kaç arkadaşınızın aradığı konusunda. Ben tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim, bir asker arkadaşım, ya da liseden bir arkadaşımın araması halinde bir arkadaş yeterli. Eğer daha sık görüştüğüm arkadaşlar ise en az iki ya da üç arkadaşa ihtiyaç duyuyorum.

Dolar bazında İMKB Endeksi
     
       Neyse şaka bir yana da, istatistiklere baktığımızda şunu görüyoruz. İMKB endeksi dolar bazında, Türkiye’nin büyüme hızını 4 kere katlamış durumda. 1986’da 75 milyar $ olan Türkiye’nin milli geliri, 2000’de 200 milyar $ olsun kabaca. Bu dönemde dolar bazındaki artış oranı yaklaşık %167.
       Aynı dönemde İMKB endeksi ise % 904 artmış durumda. Ki bu oran Nisan ayında % 1745 düzeyindeydi. Nerden bakarsanız bakın, hiç seçici olmayıp sadece endekse yatırım yapmış bir kişinin kazancı, Türkiye’nin milli gelir artış hızının 6 katı olmuş.
       Yüzde 904’lük artış, yıllık dolar bazında yüzde 17’lik bir ortalama artış oranına denk geliyor. Üstelik bu artış yüksek enflasyon ve reel faiz gibi, borsanın en büyük düşmanlarının hegemonyası altında yaşadığımız bir dönemde gerçekleşmiş durumda. Ayrıca, çok önemli olmasa da dağıtılan temettüler bu rakamın içinde yok.
       Son on yıllık dönemde sayısı giderek artan kurumsal yatırımcılar dediğimiz yatırım fonları gibi uzmanlar tarafından seçiciliğin profesyonelce yapıldığı yatırım araçlarına yatırım yapanların performansı bunun katkat üzerinde. Tabii burada toplam kazancın belli olması, profesyonellerin yönetimindeki fonların performansını artırıyor, bireysel hareket edenlerin kazancının azalması pahasına.
       Çıkan sonuç nedir :
* Dönemsel hareketlerden etkilenmeyin.
* Sermaye piyasalarına yatırımın uzun vadeli olması gerektiğini unutmayın.
* Profesyonellerden destek alın.
* Çabuk paniğe kapılmayın.
* Geçmiş trendleri izleyin ve ders çıkarın.
* Sadece kendinizi değil çocuklarınızı, yani geleceğinizi düşünün.
* Para kazanırsınız.
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Opsiyonun büyüsü - 4 Ekim 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     11:26     2000, NTVMSNBC, Opsiyon, Türev     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/34536.asp

Oğuz Büktel
Opsiyonun büyüsü
Türev piyasaları, gelişmiş finansal araçları kullanarak, yüksek getiri imkanı sağlıyor. Ancak risk oldukça fazla.
Oğuz Büktel
4 Ekim—  Varsayalım, borsanın önümüzdeki altı aylık dönemde yukarı potansiyeli uzmanlar tarafından yüzde 174 olarak nitelendiriliyor. Buna karşın kayıp oranı yüzde 50’ye kadar varabilir. Yani 10 milyar liranız 5 milyara da inebilir, 27.4 milyara da çıkabilir. Bu iki olasılık yüzde 50-50.
Sizse uyanık (!) yatırımcısınız. 6 ay sonra için en az 9.3 milyar liranızın elinizde olması lazım, çünkü araba alacaksınız. Ama 27.4 milyar liranız olursa da son model bir araba alma fikri düşlerinizi süslüyor. Uzmanlar diyorlar ki, eğer 5 milyar lira kaybı göze alırsanız, fazladan 17.4 milyarda kazanabilirsiniz.
       Ben ise size diyorum ki, ben 5 milyar lira değil, en fazla 700 milyon kayıpla, 17.2 milyar lira kazanç öneriyorum, ikisinin de oranı yüzde 50-50.
       Hangisini tercih edersiniz?
       Opsiyonun büyüsü (çok kısa bir özet)
       Option, ve Future piyasaları türev piyasalar olarak adlandırılırlar. Bunun nedeni ise, bu tip finansal enstrümanların, belli bir aktifin spot borsa değeri üzerinden türetilmiş olmalarıdır.
       Optionlar, hisse senetleri, borsa endeksleri, döviz kuru pariteleri, tarımsal ürünler, değerli madenler ve faiz future’ları üzerinden yapılır. 

       Standart hale getirilmiş opsiyon piyasaları 1973’de Chicago Board Options Exchange (CBOE) call opsiyonlarını kabul etmeye başladığı zaman başladı.
       İki ana tür opsiyon var : (başka türlü sınıflandırmalar da var) Call ve put opsiyonları
       Call option : Call opsiyonları, sahibine bir aktifi önceden belirlenmiş fiyattan satın alma hakkına denir. Bu fiyata exercise price ya da strike price, eksersiz fiyatıdenir. Örneğin, X firmasına ait 90 dolar eksersiz fiyatlı bir Temmuz ayı call opsiyon kontratı, X firmasının bir adet hisse senedini Temmuz ayına kadar herhangi bir tarihte 90 dolar fiyattan alma hakkını verir. Opsiyon sahibi bu opsiyonu kullanmak zorunda değildir. Ancak X firmasının hisse senedi fiyatı 90 doların üstüne çıkarsa, opsiyon sahibi tabii ki karlıdır ve opsiyonunu kullanabilir. Bu şekilde 90 dolara opsiyonunu kullanan kişi onu spot hisse senedi piyasasasında satarak karını realize edebilir. Eğer opsiyon süresinden önce kullanılmazsa, geçerliliğini yitirir. Tabii opsiyona sahip olmanın da bir bedeli vardır. Bunun da adı, premium, yani opsiyon primidir.
       Put option : Put opsiyonları ise sahibine bir aktifi önceden belirlenmiş fiyattan satma alma hakkına denir. Önceki örnekteki rakamları kullanırsak, X firmasının hisse senedi fiyatı 90 doların altına düşerse, opsiyon sahibi kara geçer ve opsiyonunu kullanabilir. Bu şekilde kişi hisse senedini örneğin 75 dolardan spot hisse senedi piyasasasından satın alır, ve opsiyonunu kullanarak karını realize edebilir.
     
KALDIRAÇ ETKİSİ
       Opsiyon piyasaları, belli bir prim karşılığında, çıkacağını ya da düşeceğini umduğunuz piyasalarda pozisyon almanızı sağlar. Peki örneğin artacağını düşündüğünüz bir piyasada neden hisse senedine değilde, call opsiyonuna yatırım yaparsınız. Bunun en önemli sebebi kaldıraç etkisi. Aşağıdaki örnekle bunu basite indirgeyip anlatmak istiyorum.
       Örneğin 9,000 dolarınız var. X hisse senedi fiyatı ise 90 dolar.
       A şıkkı : 100 hisse alırsanız, 90 dolar fiyattan, toplam 9,000 dolar. Fiyatlar 6 ay sonra 70 dolar olursa, 2,000 dolar zararınız var, ya da kayıp yüzde 22. 100 dolar olursa, 1,000 dolar ya da yüzde 11, 110 dolar olursa yüzde 22 kardasınız (Tablo 1 ve 2).
       B şıkkı : 10 kontrat alırsınız, herbiri 100 hisse. Eksersiz fiyatı 85 dolar. Her call opsiyonu 9 dolar premium, 1,000 call opsiyonu 9,000 dolar. Hisse fiyatı 85 doların altında olursa tüm paranızı kaybedersiniz. Eğer hisse fiyatı 94 (85+9) dolar olursa, başabaştasınız. Getiri yüzde 0. Ancak 100 dolar olursa karınız 6,000 dolar ya da yüzde 67, 110 dolar olursa 16,000 dolar ya da yüzde 178 kara geçebilirsiniz (Tablo 1 ve 2). Yani tüm paranız gidebilir, ama tahmininiz tutarsa “turnayı gözünden vurdunuz”. Genelde ABD’de hisse senedi fiyatını etkileyecek çok önemli yasadışı bir bilgiye sahip olan kişiler (insider trading : içerden öğrenenlerin ticareti), call opsiyonlarını “leverage”, yani kaldıraç olarak kullanır ve sahip oldukların aktiflerle sınırlı olan kazanma şanslarını bu şekilde artırırlar.

       

     
       Peki opsiyon bu tip spekülatif amaçların dışında, riske karşı hassasiyeti çok olan yatırımxılar tarafından riski azaltma da kullanılabilir mi?
       Evet, opsiyonlar bunu da sağlıyor. Cevap, C şıkkı.
       C şıkkı : Diyelim 100 call opsiyonu aldınız, 900 dolar, 85 dolar eksersiz fiyatı. Geriye kalan 8,100 dolar ile (ABD’de faizler düşük ya, 6 ay vadeli %6 faizli bir) bono aldık. Bunun altı ay sonundaki değeri ise 8,343 dolar. Call opsiyonunun değeri ise 0 dolarla, 2,500 dolar arasında değişmekte (hisse senedi 70-110 dolar aralığındayken). Bunun sonucunda maksimum zararımız yüzde 7 iken, karımız yüzde 20 ile sınırlı. Yani çok daha düşük zararı göze alırken, sanki tamamını hisse senedini yatırmış gibi kar elde etme şansını elde edebiliyoruz.

     
       Evet, grafikte görüldüğü gibi B şıkkında görülen yüzde 100 call opsiyon yatırımı inanılmaz dar bir fiyat aralığında herşeyi kaybetme ya da çok kazanma şansı verirken, C şıkkı, yani yüzde 10 opsiyon yatırımcısı hem kaybetme şansını yüzde 7’yle sınırlıyor, hem de kazanma şansını hisse senedi fiyatı arttıkça yatırımcısına neredeyse hisse senedi kadar kazanma şansı veriyor.

Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Antalya’lı züccaciyeci, kürk imalatçıları ve kuyumcular - 22 Ekim ?? - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     11:25     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/38524.asp

 
Antalya’lı züccaciyeci, kürk imalatçıları ve kuyumcular
 
Kürk imalatçıları yılda 518 milyon lira kazanıyor, 155 milyonunu vergi olarak ödüyormuş. Bu durumda ayda sadece 36 milyon 250 bin lira gelirleri var. 10 milyonu kira, 5 milyonu elektrik, su... Kalıyor 21 milyon. Yani günde 700 bin lira. 7 ekmek parası.
 
Oğuz Büktel
 
22 Ekim—  Geçen ay yazdığım bir yazıda, ayda milyarlarca lira kazanan ve 70.000 dolarlık ciplerine ayda 60 milyon lira daha az yakıt masrafı ödemek için LPG taktıranları eleştirmiştim. Olumlu, olumsuz eleştiriler aldım.
Ancak bunlar içerisinde birtanesi şu sözüme takılmıştı : “Bu arada, hatırlıyormusunuz, serbest meslek sahiplerinin yıllık ödedikleri ortalama vergi kaç paraydı?”
       Antalya’lı züccaciyeci bir okurumdan gelen bu e-postada kısaca şöyle diyordu : Yılda ortalama ödediğim vergi 250 milyon lira. Bu ilk bakışta az gibi gelebilir, ama dükkan kirası, aidat, yakıt, ilan ve diğer giderlerle belki bunun on katı masrafım var.”
       Okurum, Türk halkının vergi ödememek için kendini kandırdığı, ya da bizleri kandırdığını sandığı mazereti açık bir şekilde ortaya koymuştu. Ona göre, ödediği vergiye bu tür masraflar da eklenmeliydi.
       Halbuki muhasebecisine sorsa, sırf işiyle ilgili masrafları değil, kendi özel yaşamıyla ilgili bir çok masrafı bile, bir şekilde masraf olarak gösterdiğini ve vergi öncesi karından düştüğünü öğrenecekti.
       Eğer hakkaniyetli bir şekilde vergi ödese, vergilerinin çarçur olacağını öngörmesi ve vergi ödememek istemesine de bir yere kadar hak vermemek zor gibi gözüküyor. Ama öyle olması gerekmiyor mu?
     
ŞARK KURNAZLIĞININ İYİ BİR ÖRNEĞİ
       Bahsettiği diğer konularda son derece haklıydı. Egebank ve diğer bankaların devlete verdiği zarardan ve bunun halkın üzerine enflasyon olarak kalacağına kadar çeşitli konularda son derece doğru saptamaları varken, genel olarak vergi vermeme konusundaki şark kurnazlığımızın tipik örneklerini de sergiliyordu.
       E-postayı aldığım gün, Anadolu Ajansı’nın bir haberi ise sanki gerçekleri su yüzüne çıkarak bir can simidi gibiydi. Gerçi bu haberdeki rakamlar kurumsal vergi ödemeleri ile ilgili, yani şirketlerin vergi ödemeleri, ama aynı nitelikte bir gösterge.
     
KÜRKÇÜ AYDA 36 MİLYON KAZANIYORMUŞ
       Habere göre, ki ayrıntısı NTVMSNBC’de de veriliyor, “Satıyorlar, kazanıyorlar vergi vermiyorlar” başlığıyla, kürk imalatçıları yılda (ayda değil yılda) 518 milyon lira kazanıyor, bunun ise 155 milyonunu vergi olarak devlete ödüyorlar.
       Kalıyor 363 milyon lira, bunu 12’ye böldüğümüzde ayda kazandıkları net para sadece 36 milyon 250 bin lira. Kürk imalatçıları ayda evlerine yaklaşık olarak bu kadarlık bir para götürüyorlar. Bunun 10 milyon lirasını kiraya, 5 milyon lirasını da ısınma, su, elektrik ve telefon, cep telefonu ve internet (aylık 1 dolar = 675 bin lira) verseler, kalıyor 21 milyon lira.
     
GÜNDE AİLECE 7 EKMEK YİYORLAR
       30 güne bölersek, zavallı kürk imalatçıları günde 700 bin lirayla karnını doyurmaya çalışıyor. Tabii işe yürüyerek gittikleri için çok sağlıklı oluyor ve hiç hastalanmıyorlar. Günde ailecek 7 ekmek yiyebildikleri için, abur cubur yemiyorlar, yağlı yiyecekler ve kolestrol yok. Sağlıklı hayat.
       Devletimizin bu insanları kürk imal etmeye bir anlamda mahkum etmesi, ve bu paraların 2-3 katına refah içerisinde yaşayacakları bir iş temin etmemesi sonucu çok ilginç sonuçlara da yol açıyor. Örneğin, bu insanlar yanlarında çalıştırdıkları insanlara kendi gelirlerinin 3 katı para vermek zorunda kalıyorlar. Tabii, patronluk kolay değil.
     
SANMAYIN Kİ SADECE KÜRKÇÜLER
       Kürk imalatçıları bu konuda yalnız değiller, diş hekimleri ve laboratuvarları, dericiler, mobilyacılar, kuyumcular, fırıncılar, lokantacılar, ayakkabıcılar, doktorlar, mobilyacılar, butikler, kasaplar, nalburlar, müteahhitler, bakkallar, mühendis-mimarlar ve diğerleri, tümü aşağıdaki listede.
       Maşaallah, bu konuda herkes birbiriyle yarışıyor.
       Sanırım serbest meslek ve ticarette gelir düzeyi bu denli düşük olduğu için herkes devlet memuru olmaya çalışıyor. Peki devlet memurlarının vergisini kim ödüyor. Bu da ayrı bir soru...
     
SOKAKLAR LÜKS OTOLARLA DOLAR MIYDI?
       Tabloda tüm mükellefler için verilen ortalama rakamı da bankalar yukarı çekiyor yanlış anlamayın, yoksa serbest meslek erbabı yılda ortalama 28 milyar lira brüt kar elde etse ve bunun 8.5 milyarını devlete verse, kalan 19.5 milyar lira yıllık, 1.6 milyar lira aylık net gelirle, sokakları şu anda çok az görülen lüks otomobillerle doldurur, ithal otomobil sayısı ilk 9 ayda 177 binde kalmazdı.
       Sadece devlet memurlarının, işçilerinin ve ücretlilerin aldığı ücretlerle ancak bu kadar lüks otomobil alınabiliyor.
       
MESLEK GRUPLARIYILLIK ORTALAMA GELİRYILLIK ORTALAMA VERGİ
Kürk imali toptan-perakende518.007155.401
Diş Hekimi572.771171.827
Diş protez ve laboratuvarları1.078.936323.676
Deriden mamül eşya satanlar1.615.374484.611
Mobilya (ağaç)2.270.531681.155
Altın imalat ve ticareti2.417.664725.273
Fırınlar2.741.745822.521
Lokantalar2.888.885866.653
Ayakkabı toptan-perakende3.017.139905.139
Doktorlar3.745.5921.123.675
Mobilya (metal)3.843.2261.152.962
Konfeksiyon (perakende)3.862.9641.158.805
Deri ticareti yapanlar4.030.9201.209.274
Deriden mamül eşya imal edenler4.946.1341.483.838
Deri imal edenler5.439.2281.631.766
Konfeksiyon (toptan)5.478.6661.643.905
Et ve et mamülleri(imalat-ticaret)5.585.3631.675.593
Ayakkabı imalatı5.880.9741.764.290
İnşaat malzemeleri5.884.2391.765.250
Deterjan sanayi (ticaret)5.989.9641.796.987
Bina inşaat6.421.0891.926.325
Sanatsal faaliyetler6.608.9611.982.687
Bakkaliye-süpermarket6.701.6832.010.622
Çırçırlama sanayii6.838.5632.051.567
Oteller-moteller8.346.1542.503.845
Elek. ev alet.(toptan-perakende)8.856.4192.656.843
Mimar-mühendis9.395.6042.621.324
Yeminli mali müşavir-muhasebeciler9.507.4672.852.408
Konfeksiyon (imalat)9.820.1662.946.013
Mensucat sanayii (kumaştan eşya)9.859.2152.957.762
İnşaat ve bayındırlık işleri10.173.3603.052.141
Demir çelik (ticaret)10.275.1303.082.536
Un imali ve satışı11.680.8783.504.261
Toprak sanayii11.957.7533.587.324
Akaryakıt ticareti12.383.8763.714.835
Seyahat ve turizm işletmeleri15.792.6844.468.245
İhracat ve ithalat18.284.6185.485.489
Diğer şirketler20.632.5766.186.613
Mensucat sanayii (kumaş)20.857.2586.257.175
Mensucat san. (iplik ve imalat)21.074.6836.322.403
Demir çelik (imalat)33.792.59010.137.774
Ecza ve ilaç depoları37.785.37911.335.544
Elektrikli ev aletleri (imalat)54.912.89615.222.060
Deterjan sanayi (imalat)92.413.68727.724.164
Bankalar21.328.664.8546.398.599.454
TÜM MÜKELLEFLER28.343.1308.493.534

       Bu arada gazetelerde yayınlanan ve Kum Ajans’ın yaptığı bir gelir dağılımı araştırması da ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Buna göre illerin en yoksul yüzde 1’lik kısmının hane halkı geliri araştırılmış. Bu rakamlara göre örneğin Kocaeli’nin en yoksul yüzde 1’lik kesimi kürk imalatıyla uğraşıyor.
     
EN ŞANSLI YOKSULLAR DERİCİLER
       Diş hekimleri ise Doğu Anadolu’nun en yoksul kesimini oluştururken, protezlerini ta Kayseri’deki yoksul diş laboratuvarı sahiplerine yaptırmak zorunda kalıyorlar. Dericiler ise çok şanslı yoksullar. Sefalet içerisinde olmalarına karşın, hiç olmazsa Antalya’nın güneşinin tadını çıkarıyorlar.


     
       
Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg

Temiz eller operasyonu - 29 Ekim 2001 - NTVMSNBC - Oğuz Büktel

 Oguz Buktel     11:19     2001, Bankacılık, Kriz, NTVMSNBC, TMSF     No comments   

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/40308.asp

Oğuz Büktel
Temiz eller operasyonu
Sekiz bankanın tahsil edilemeyen alacakları faizle birlikte 7.4 katrilyon lira. Umarız, ekonomik istikrar programına en az zararla bu yükten kurtuluruz.
Oğuz Büktel
29 Ekim—  Bu hafta içinde CNBC-e’de öğle saatlerinde yayınlanan Finans Café programına Ankara’da Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz konuk olmuştu. Genelde finans piyasalarının merak ettiği bir soruyu programın yapımcısı ve sunucusu Ahu Özyurt Mesut Yılmaz’a yöneltti : “Fondaki 8 bankanın akibeti ne olacak, bu konuda hiçbir açıklama yapılmıyor ?”
Açıkçası bu soru sorulduğunda açıklayıcı bir cevap gelme umudumuz azdı. Yılmaz’ın cevabı kısaydı, bu konuda BDDK yetkilidir.” Biz BDDK başkanının hemen hemen hiç konuşmadığını düşünür ve ekonomik istikrar programına önemli bir yük oluşturacak bu konunun ne olacağını merak ederken, Üst Kurul Başkanı Zekeriya Temizel’in çalışkan ve dürüst kişiliğine güvenimiz nedeniyle çok da endişeli değildik.
       Nitekim Temizel, Cuma günkü el koyma olayının zamanlamasıyla bile görevini nasıl da doldurduğunu birkez daha kanıtladı. Herkes İş-Tim’in sözleşme imzalayıp imzalamıyacağına odaklaşmışken, gizliden gizliye çalışmalar yürütülmüş ve el konulma saati ve hatta günü de özenle seçilmişti.
       Akşam saat 18:12’de ilk haber Anadolu Ajansı’ndan geldi, üstelik Cuma’ydı. Piyasalar kapanmış, bir gün once akşam saatlerinde dedikodular dolaşmamış ve bilgi sızmamıştı (en azından şimdilik görünüm bu). Piyasalara konuyu değerlendirmesi ve soğukkanlılığını kazanması için en azından 62 saat süre tanınmıştı. İş-Tim’den bir kaç ay içinde gelecek paraların bir kısmı, yine güme gidecek gibi duruyordu, ama İş-Tim sözleşme haberi olmayıp, hafta arası bu haber açıklansaydı, borsaya ve faizlere etkisi nasıl olurdu bir düşünmekte fayda var.
       Zekeriya Temizel’in açıklmalarına gore bankacılık sektörünün toplam aktifleri 142 milyar dolar. Sistem çok küçük, ABD ve Avrupa ülkelerindeki bankaların aktif toplamları bizim sektörümüzün büyüklüğünü kat be kat geçiyor. Ekonominin büyüklüğüne kıyaslandığında bile rakamlarımız çok küçük.
     
SEKTÖRÜN YAPISI ÇOK İLGİNÇ
       Sektörün yapısı da son derece ilginç hale gelmeye başladı. Bankalar Birliği’nin son verilerine gore (ki internet sayfalarında henüz Etibank ve Bank Kapital’i güncellememişler) mevcut 81 bankanın 19’u yatırım ve kalkınma bankası. Onların özellikleri ve çalışma sistemleri farklı. 5’i Türkiye’de kurulu 14’ü şube açnış olmak üzere 19 yabancı banka var. Geriye kalan 43 bankanın 4’ü devlet bankası, 29’u ise özel sermayeli ticaret bankaları.
       10 tanesi ise Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda biriken (!) bankalar. Bu sayının artmaması en büyük dileğimiz, ama şu ana kadar olan gelişmelerin gösterdiği sektörde sanki bir konsolidasyon yavaş yavaş oluyor. 5 tane grubun 11 tane bankayı kontrol ettiğini varsayarsak, geriye 18 banka kalıyor.
       Fon bankalarını 1, 11 grup bankasını 5 banka olarak varsayarsak toplam özel sermayeli ticaret bankası sayımız 24’e iniyor. 4 tane kamu bankasını da üstüne ekleyelim. Etti 24. Böylece 15 tane banka elimine oluyor.
       Türkiye gibi bir ülke için de 24 ticaret banka adedi gayet normal diye düşünüyoruz. Bundan sonrası için kalan bu bankaların sermaye yapılarının zayıflamasına imkan verilmemesi. BDDK bu konudaki boşluğu gayet güzel dolduracaktır diye düşünüyoruz. Ekonomik istikrar programının başlangıcında yabancı bankacılık gruplarının Türkiye’ye olan ilgilerini açıkça beyan etmeleri de, yeni ekonomik ortama uyum sağlama yönünde bankaların yabancı ortak ve kaynak bulma yönündeki umutları artırıyor.


     
       Tabii şu anda en önemli konu zaten 8 bankanın yükü 6.1 milyar dolarken, iki bankanın da toplam 415 trilyon lira riskle (!) bu gruba katılması. Üst Kurul bankaların rehabilitasyonu için bu paraları Hazine aracılığıyla ihraç edeceği tahvillerle bulacak. 8 bankanın tahsil edilemeyen alacakları ise faiziyle birlikte 7.4 katrilyon lira.
       Umarız bu paranın hiç olmazsa bir bölümü tahsil edilir de, ekonomik istikrar programına en az zararla bu yükten kurtuluruz.


Read More
  • Share This:  
  •  Facebook
  •  Twitter
  •  Google+
  •  Stumble
  •  Digg
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

Görüntüleme

En Çok Okunanlar

  • Gündemin üç maddesi: Fenerbahçe, enflasyon ve siyaset - Dünya - 8.4.2008
  • Futbol ve sermaye piyasaları üzerine iki vaka - Vatan Gazetesi - 23.02.2004 - Oğuz Büktel
  • Fenerbahçe ekonomisi - Dünya - 26.2.2008
  • Oğuz Büktel - Burçak Önder - Piyasaya Bakış - 13.02.2014 CNBC-e
  • CNBC-e'nin Sarı Kanaryası Oğuz Büktel - CNBC-e Dergisi - 2002
  • CNBC-e Analiz, 24 Kasım 2000, Oğuz Büktel - Mustafa Erdoğan - Gülay Afşar
  • Açıl Sezen ile Yatırım Bülteni - Bloomberg HT, 2 Temmuz 2014
  • CNBC-e Finans Cafe, 24 Kasım 2000, Oğuz Büktel - Ahu Özyurt - Hulusi Belgü
  • CNBC-e Geri Sayım Programı, Burgan Portföy CEO Oğuz Büktel, 6 Kasım 2013
  • Mevsimsellik Analizi - Para Dergisi 11 Haziran 1995 - Yarkın Cebeci - Oğuz Büktel

Mecralar

  • Dergi (51)
  • Gazete (148)
  • TV (12)
  • İnternet (13)

Arşiv

  • ►  2018 (6)
    • ►  Eylül (6)
  • ►  2015 (4)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Mart (3)
  • ►  2014 (184)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Mayıs (2)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (1)
    • ►  Ocak (179)
  • ▼  2013 (81)
    • ►  Aralık (49)
    • ▼  Kasım (32)
      • CNBC-e - İlkbahar 2004 İlhan Kesici - Gözden Geçir...
      • CNBC-e 9 Nisan 2013 2013 'Faizde 50 bp indirim fiy...
      • CNBC-e 9 Nisan 2013 2013 - Oğuz Büktel
      • CNBC-e 6 Kasım 2013 Oğuz Büktel
      • Yolu tıkayan kim? - 23 Ağustos 2000 - NTVMSNBC - O...
      • Enflasyon: Asıl suçlu sivribiber değil taze fasuly...
      • Carlo buraya, yumruk havaya - 10 Haziran 2000 - NT...
      • Enflasyon; kısa vadeli düşünenlere kısa ömürlü bir...
      • Telekom’u kaça satacağız? 20 Mayıs 2000 - NTVMSNBC...
      • Tarımsal üretimin dayanılmaz hafifliği - 17 Hazira...
      • Risk sermayesi... 2 Temmuz 2000 - NTVMSNBC - Oğuz...
      • Sahibinden emsalsiz Grand Cherokee 1999 - 12 Eylül...
      • USGAABS Endikatörü - 23 Eylül 2000 - NTVMSNBC - Oğ...
      • Opsiyonun büyüsü - 4 Ekim 2000 - NTVMSNBC - Oğuz B...
      • Antalya’lı züccaciyeci, kürk imalatçıları ve kuyum...
      • Temiz eller operasyonu - 29 Ekim 2001 - NTVMSNBC...
      • IMF: Asıl şimdi başlıyor - 7 Aralık 2000?? - NTVMS...
      • Seçim sonuçları ve Türkiye'nin yeni döneminde piya...
      • Neler oluyor, 2001’de neler olabilir? - 14 Aralık ...
      • Türk Telekom - 22 Aralık 2000 - NTVMSNBC - Oğuz Bü...
      • Demokles’in Kılıcı - 13 Ocak?? - NTVMSNBC - Oğuz B...
      • 8 adımda hızlı bilanço analizi - 31 Ocak?? - NTVMS...
      • Devalüasyon oranı kaç? 23 Şubat 2001
      • Beklenen operasyon gerçekleşti, takıma neşter vuru...
      • TELE-KOMA - NTVMSNBC - 27 Mart ?? - Oğuz Büktel
      • Faiz dışı fazlada % 3.7 yeterli ama... - Vatan Gaz...
      • Beklentiler nasıl değişti - Google.com ve İMKB - V...
      • Türkiye'nin AB şansı ve piyasalar - Vatan Gazetesi...
      • Kredi kuruluşları meydan muharebesi - Varan Gazete...
      • Kira, eğitim ve sağlık fiyatları direniyor - Vatan...
      • Ekonomide istikrar tam olsa 'zina' konusu piyasala...
      • İlk borsa yatırım fonu - Vatan Gazetesi (27.09.200...

Twitter

Tweet Follow @OguzBuktel

Kategoriler

  • Gazete (148)
  • Dünya (107)
  • Globus (41)
  • Vatan Gazetesi (34)
  • NTVMSNBC (20)
  • CNBC-e (15)
  • TV (12)
  • Burgan Portföy (6)
  • Bloomberg HT (1)
  • Finans Portföy (1)

Pages

  • Ana Sayfa

Text Widget

Dergiler

  • Borsamatik
  • Boryad Dergisi
  • Business Week
  • CNBC-e Business
  • CNBC-e Dergisi
  • Dergi
  • Ekonomik Trend
  • Ekonomist
  • Forbes
  • Globus
  • Japon Büyükelçiligi Dergisi
  • NTV Mag
  • Para Dergisi
  • Paratüyo
  • Ödeme Sistemleri Dergisi
  • İntermedya Ekonomi
  • İşletme ev Finans

Hakkımda

  • Oguz Buktel
  • Unknown

Takipçiler

Blog Arşivi

  • Eylül (6)
  • Ekim (1)
  • Mart (3)
  • Temmuz (1)
  • Mayıs (2)
  • Mart (1)
  • Şubat (1)
  • Ocak (179)
  • Aralık (49)
  • Kasım (32)

Blog'da ara

Find Us On Facebook

Yıllara Göre Yazılar

1990 (1) 1994 (1) 1995 (10) 1996 (1) 1999 (2) 2000 (31) 2001 (8) 2002 (14) 2003 (18) 2004 (33) 2005 (1) 2006 (6) 2007 (56) 2008 (41) 2009 (22) 2010 (1) 2011 (1) 2012 (1) 2013 (8)

Gazeteler

  • Dünya
  • Gazete
  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Radikal
  • Sabah
  • Vatan Gazetesi

Video Of Day

Pages - Menu

  • Ana Sayfa
  • Özgeçmiş
  • Kartvizitler
  • 2013 yılında kur, faiz ve borsa
  • Türk Lirası'nın Serüveni (Altı sıfır atılana dek)
  • Merkez'den müdahale (o bir klasik)
  • TÜRKİYE: TEMEL MAKRO GÖSTERGELER (Mahfi Eğilmez) 3 Nisan 2014
  • Yatırımcıların finansal varlıkları (21.4.2014) Abd...
  • Makro Veriler (Burgan Yatırım - 23 Eylül 2014)

Sample Text

Copyright © Oğuz Büktel | Powered by Blogger
Design by Hardeep Asrani | Blogger Theme by NewBloggerThemes.com | Distributed By Gooyaabi Templates